Covid-19’un etkileri

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Eliz Volkan, çağımızın en büyük salgınlarından olan Covid-19’un psikolojimiz üzerinde etkilerini Gündem Kıbrıs için değerlendirdi…

Covid-19’un etkileri

Sosyal açıdan bağlantı kurmak ve çevreyle ilişkili olmak temel insani ihtiyaçlardandır. Ancak içerisinde bulunduğumuz dönemde COVID-19’un etkileri, bu temel insani ihtiyaçlar için ciddi büyük bir tehdit oluşturuyor. Küresel anlamda etkilerini hepimizin deneyimlediği ve henüz hız kesmeden ilerleyip, fiziksel, medikal, ekonomik ve psikolojik alanlarda ciddi etkilerini gördüğümüz COVID-19 insanları belirsizlikle yüzleştirmeye devam ediyor. Dolaylı olarak ortaya çıkan korku, stres ve kaygı ise bu tarz sürekli değişen ve belirsiz ortamlarda, çok ‘olağan’ bir durum olarak ortaya çıkıyor. Süreç, çoğunlukta bu deneyimleri yaratsa bile, birtakım grupların/bireylerin psikolojik olarak daha hassas ve dayanıksız olabileceği yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda ilerleyerek, COVID-19 sürecinde olası hangi durumların psikolojik olarak hassasiyet yaratabileceğini ve başta çocuklar, ergenler ve yaşlıların bu süreçte nasıl ve neden psikolojik olarak daha hassas olabileceklerini açıklamak ve bu sebeplere yönelik baş etme mekanizmaları geliştirmek psikologlar olarak hem ortak görevimiz, hem de sorumluluğumuz olmalıdır. Bu yazı ile, bahsi geçen etkileri henüz veriye dayalı olmasa bile inceleyip, derleyip, öneriler sunup, kısa dönem ve uzun dönem etkilerini irdelemek amaçlanmıştır.
    Tıbbi literatüre bakıldığında, COVID-19 çocuklar için genelde büyük bir risk olarak görülmese bile, psikolojik olarak yarattığı etkiler çok ağır olabilmektedir. Bunun başlıca sebebi, çocukların da tıpkı biz yetişkinler gibi kaygı (anksiyete), korku ve endişe duyabilmelerinden kaynaklıdır. Dahası, bu yaşanılan kaygının temelinde de benzer sebeplerin (ör.: COVID-19 bağlantılı hayatını, yakınını kaybetmek, hastaneye yatırılmak vs.) varlığını görmek mümkündür. Tüm bu kaygıları deneyimlemek, çocukların için, biz yetişkinlere kıyasla değişkenlik gösterebilir. Daha detaylı açıklamak gerekir ise, bu kaygıyı deneyimleyip, benzer şekilde etkilenip, biz yetişkinlerden daha az donanımlı olan anlamlandırma becerilerinden ötürü, riski daha farklı analiz edip, daha sıkıntılı tepkiler verebilirler. Bu bağlamda, temelinde korku ve kaygı olan bu deneyim, kaçınma, öfke, vb. temelli davranışlar ile kendini gösterebilir. Dolayısı ile, çocuklar bu dönemde daha hassas olabilmekte ve sevgi, ilgi ve anlayışa daha fazla ihtiyaç duyabilmektedir. Çocuğa karşı olabildiğince dürüst olunmalı, onun da anlayabileceği bir dile ile durum ve içinde bulunduğumuz süreç, sürecin belirsizliği ve potansiyel riskler anlatılmalıdır. Ebeveynlerin bu süreçte kendi tepkilerini de kontrol edip, regüle edebilmeleri, onları rol model olarak alması beklenen çocuklar ve çocukların vereceği tepkiler açısından çok önemli olmaktadır. Gerekli görülen durumlarda da psikososyal destek için çeşitli kurum ve kuruluşlara baş vurulmalıdır. Ayrıca, insanların rutinlerine bağlı organizmalar olduğu unutulmamalı ve zor olsa bile, bu süreçte de çocuklar için rutinler oluşturulmalı, eğer var olan bir rutin var ise de, onun devamlılığı sağlanmalıdır. Ek olarak ergenler için bu süreçteki deneyim daha farklı olabilse de (ör.: COVID-19 süreci üniversiteye hazırlık sürecine denk gelmiş, ve ekstra olarak bir de gelecek/akademik bir kaygı yaratmışsa), bu stratejilerin bir çoğu gençler için de uygulanabilir olmaktadır. Ayrıca bu süreçte ebeveynlerin de kendi stresörlerini tanımlamaları ve bunlara yönelik psikolojik stratejiler geliştirmeleri de, psikolojik sağlık ve dayanıklılık açısından ciddi önem teşkil etmektedir. Unutulmamalıdır ki, çoğu araştırmanın da gösterdiği üzere çocuklar, yetişkinlere kıyas ile çok daha yılmaz (resilient) bireyler olmaktadırlar.  
    Çocuk ve ergenlerin COVID-19 sürecinde yaşayabileceği etkiler sadece yukarıda bahsettiklerimle sınırlı olmayıp, çok yönlü olmaktadır. Bu çok yönlü durumda da belirtilmesi gereken en büyük etkilerden biri de kesinlikle eğitim olup, okula yönelik tutum ve davranışlar ayrıca ele alınmalıdır. Akademik eğitimin küresel arenada sekteye uğraması bir yana, ki bu durum ülkedeki çoğu öğretmen ve öğrencinin olağan üstü çabaları ile mümkün olduğunca engellenmeye çalışılmıştır, okulun ve okul ortamının öğrenciye yarattığı etki sadece akademik olarak kısıtlanamaz. Bu bağlamda öğrencilerin bir dönem boyunca deneyimleyebilecekleri sosyal birçok beceri, akran öğrenimi, zihniyetleri ve bilişsel yapılarını geliştirebilecek bir çok öğrenim de, belki de akademik öğrenimden daha da fazla olarak sekteye uğramıştır. Önümüzdeki dönemlerde Milli Eğitim Bakanlığı ile çeşitli kurumların (ör.: psikologlar, pedagoglar ve eğitimciler) bu bağlamda da çalışmalar yapması, ve potansiyel bu etkinin, veriye dayalı saptanıp, varsayılan durum görülür ise doğru ve etkin müdahale planlamaları yapılmalıdır.
    COVID-19’un tartışmasız en ciddi şekilde etkilediği gruplardan biri ise yaşça daha büyük olan bireylerdir. Hastalığın seyri ve etkisine bakıldığında, hem risk grubunda olup, hem de çoğunluğun teknolojik olarak avantajlı konumda olmamaları psikolojik olarak daha hassas bir durum ortaya çıkarmış olabilir. Risk grubunda olmanın en büyük etkilerini korku ve kaygı seviyelerindeki artış, teknolojiden uzak olmayı ise, fiziksel mesafenin ve kısıtlamanın uygulandığı dönemlerde (özellikle Mart-Mayıs), zedelenen sosyal destek olarak örneklendirebiliriz. Bu gruba mensup bireylerin, altta yatan medikal rahatsızlıklarının daha fazla olabileceği de göz önünde bulundurulduğunda, korku, kaygı ve stress seviyesinin çok ciddi seviyelere çıkabileceği düşünülmektedir. Ek olarak daha çok bu yaşlar ile ilintili bozukluklar olan demans vb. Bilişsel bozuklukları olan bireyler için, COVID-19 süreci, ve ek olarak getirdiği ‘izolasyon’ çok daha tehlikeli bir hal alabilmektedir.
COVID-19 ve kapanma sürecinin ortaya çıkardığı bir diğer çok önemli sorun ise ev içi/aile içi şiddetin varlığı, boyutu ve artışıdır. Aile içi şiddetin varlığı kadın ve çocukları doğrudan psikolojik hassasiyeti yüksek gruba koyarken, toplumsal sağlığı da etkileyen bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda birçok kurum (ör.: polis, TCED, vb.) ve uzman bireyin (ör.: psikolog, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı) ortak çalışmalar yapıp, uygun müdahale yöntemleri geliştirip, bir an önce köklü bir çözüm bulmak adına uygulamaya geçmeleri gerekmektedir. Uzun dönemli etkilere bakıldığında, bir bireyi, özellikle bir çocuğu en olumsuz şekilde etkileyebileceği bilinen bu durum (sadece COVID-19 süreci ile sınırlı kalmayarak) engellenmeli ve ciddi şekilde cezalandırılmalıdır.
    Bütün bu süreçlerde altı çizilmesi gereken çok önemli bir faktör de, bu deneyimlenen kısıtlanma sürecinin (Mart-Mayıs), ve hali hazırda içinde olduğumuz 2. Dalganın, ve belki de ilerleyen günlerde yine karşılaşabileceğimiz bir kapanma/kısıtlanma döneminin uzun dönemli etkilerinin nasıl olacağı konusudur. Bu bağlamda yapılan araştırmalar göz önünde bulundurulduğunda, psikolojik açıdan karşımıza çıkan ve bilincinde olmamız gereken riskli durumlardan ve bozukluklardan bazıları şu şekilde listelenebilir: akut stres, kaygı, obsessif kompulsif bozukluk (OKB), paranoya, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB). Tüm bunları ve olası etkilerini COVID-19 nezdinde açıklamak çok detaylı anlatım gerektirdiğinden pek tabii başka bir yazının konusudur, ancak uzun dönemde karşılaşılabilecek bireysel ve toplumsal sıkıntılar olarak dikkat edilmelidirler. Bahsi geçen bu olası psikolojik sıkıntıların bu süreçte ve sonrasında oluşumunu engellemek için de sağlık kurumları ve belirtilerden şüphelenen bireyler ciddi çaba göstermelidir. Özellikle belirtmeliyim ki, bu oluşuma katkı sağlayabileceği çalışmalarca belirtilen bilgi kirliliği, diğer bilinen ismi ile ‘infodemic’, ve tabii ki buna alt yapı sunan sosyal medya paylaşımları, ve/veya yanlış haberleri yayabilen medya kuruluşlarınca yapılan paylaşımlara azami düzeyde önem gösterilmeli, ve yanlış haberin yayılması mümkün olduğunca engellenmelidir. Hali hazırda var olan korku, panik ve kaygı sürecini daha da fazla körüklemek, psikolojik sağlığı ciddi şekilde tehdit edecektir.
    COVID-19 ve sonucunda ortaya çıkan süreçler ile baş etmek, küresel olarak karşı karşıya olduğumuz bir psikolojik zorluktur. Sınırlanma, kapanma, izolasyon, karantinaya alınma, damgalama vb. bir çok durumu küresel olarak deneyimlediğimiz bu dönem, farklı psikolojik süreçleri etkilemekte, ve bunların uzun-dönem etkileri ile ilgili henüz net ve yeterli bilgi bulunmamaktadır. Belirsizlik üzerine eklenen belirsizlikler süreci olarak tanımlayabileceğimiz bu durum ise, ilk başta belirttiğimiz üzere, yarattığı artan kaygı, panik ve stres sebebi ile, hiç bir insanın kolay kolay baş edebileceği bir durum değildir. Dolayısı ile empati ve anlayışlı olmak geliştirmemiz gereken en temel beceriler olmaktadır. COVID-19 deneyiminin, genç, yaşlı fark etmeden kaygı, karmaşadan doğan şaşkınlık, korku vb. birçok farklı duyguyu tetikleyebileceği, ve en önemlisi bilişsel olarak bireylerde ‘kontrolün artık bizde olmadığına’ dair düşünceler ve inanışlar geliştirebileceği, dolayısı ile de bir çok olumsuz ve/veya istenmeyen davranışı doğurabileceği unutulmamalıdır. Stres, belirsizlik ve kaygı süreçlerinin, olumsuz taraflarına ek olarak, insanları bir araya getirebilme gibi bir etkisinin de olduğu unutulmamalı, ve empati ve anlayış çerçevesinde, her zamankinden daha da çok bir araya gelmeye (sanal olarak!) çalışmalıyız. Unutmayalım ki, bu süreçte beraberiz, hepimiz!

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER