Serhat İncirli'nin Gündem Kıbrıs'ta bugün kaleme aldığı köşe yazısı...

‘Ya taksim ya ölüm’den ‘Ya çözüm ya ölüm’e!

Serhat İncirli'nin Gündem Kıbrıs'ta bugün kaleme aldığı köşe yazısı...

“Bu Ada’yı turizm cenneti yapacağız…” dedik; yapamadık…
Neden yapamadık!
Çünkü Kıbrıs sorunu çözülemedi, uçak getiremedik, pazarlama yapamadık, kimseye derdimizi doğru ve de dürüst bir şekilde anlatamadık…
Yine de akmazsa damlardı, pandemi fena vurdu.

-*-*-

“Bu Ada’yı üniversiteler cenneti yapacağız…” dedik; yapamadık…
Neden yapamadık?
Açıkçası, turizm gibi değildi belki sorunlar ama yine de “uluslararası akreditasyon” açısından, bir miktar çuvallama yaşadık; Türkiye ve Afrika ülkelerinin bazıları dışından öğrenci getiremedik.
Haaa getirdiklerimizi mamur ettik mi?
Hayır edemedik!
Çünkü gelenlerin tümüne “eğiteceğimiz ve ülkelerine birer pırlanta olarak göndereceğimiz cevherler” diye değil, “yolun ulan bu kazları” şeklinde baktık!
Belki hepimiz bu aptalca hataya düşmedik ama çoğunluk, ne yazık ki oradaydı; yolucuydu!!!

-*-*-

Kazıkladık, kötü davrandık, ırkçılık yaptık…
Evet, öğrencileri kazanmak için uğraşmak yerine, onlardan sadece para kazanmaya çalışan çok başarısız aç gözlüler olmanın ötesine hiç geçemedik.
Aslında Kıbrıs sorunu çözülmeli ve üniversitelerimiz, irili ufaklı akreditasyonlarla uğraşmak yerine, uluslararası anlamda tanınmışlığın keyfini çıkarabilmeliydi… 
Üniversitelerimize, Avrupalılar da Yunalılar da, Kıbrıslı Rumlar da gelebilmeliydi.
Gelmeliydi!
Getirilmeliydi!
Getirilebilmeliydi!
Yine de akmazsa damlardı, pandemi fena vurdu… 
Şimdi işimiz sadece Allah’a ya da “birilerinin yapacağı bilimsel çalışmalar neticesinde, belki Dünya’daki herkes aşılanır”a kalmış durumda!

-*-*-

“Ülkenin gerçek evlatları ve bir de sonradan gelenleri vardı” diye yazarsam, lütfen yanlış anlaşılmasın. Derdim ayrımcılık yapmak değildir! Derdim saptama yapmaktır.
1974’ün hemen sonrasında getirilen kardeşlerimiz, bir şekilde Ada’ya doğal asimilasyonu tamamladı.
Hiçbir şikayetim yok!
Ama hem onların üzerinden, hem de yıllarca hiç durmadan gelip de “rüşvet” karşılığı vatandaş yapılanlarla, ülkedeki siyasete şekil verildi.
Lütfen, inkar etmeyin!
Türkiye’de kim iktidardaysa, buraya da siyaset empozesi gerçekleştirdi.
Ve “Kıbrıslı Türk” kimliği açısından olağanüstü krizler yaşandı.
Çok büyük laflar edildi ama toplumun kimliğinin arızası, giderilemeyecek ciddiyete sokuldu.

-*-*-

Toplum her anlamda bölündü!
Çünkü “gelen da Türk giden da Türk” demekle bu iş olmuyordu, olmayacaktı ve olmadı!

-*-*-

Bir de öteki sektörler vardı mesela tarım kımıldamıyordu, çünkü dışa satış yok…
Hayvancılık, kaçakçılık oldu!
Suyumuz bitmek üzere, borular koptu…
Nereye dokunsanız, dökülüyor oldu…
Ve hep bir yığın büyük laf; sıfır icraat!
O kadar!

-*-*-

Bu ülkede devletten maaş alanlarla (emeklilik garantisi olanlar da diyebiliriz bu sınıfa) - almayanlar diye büyük bir ayrımcılık vardır.
Ama bunun ötesinde, bu ülkede “Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu alanlar ve alması muhtemeller” ile “asla alamayacak olanlar” diye de bir ayrım ya da ayrımcılık söz konusudur.

-*-*-

Pandemi öncesi Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportumu yenilemek için birkaç kez Güney Lefkoşa’daki ilgili daireye gittim; “Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu almak için yalvaran” evet yanlış okumadınız, kesinlikle yalvaran ve “Kıbrıslı” olduğunu bir şekilde ispat etmeye çalışan insanlara tanık oldum!
Kısacası, evet, bir yandan binlerce kişi, rüşvetle, yalanla, oyla, Ali Cengiz oyunuyla bir şekilde KKTC vatandaşlığı almak için çırpınırken; öte yandan, nedense “Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu almak için de çırpım çırpım çırpınanlarımız vardı”…
Bunun adı, hangi taraftan bakarsan tutarsızlıktı.
Çöküştü.
Ve itibar karmaşasıydı.

-*-*-

Ama hepsinden öteye, belirsizlikti, uluslararası anlamda siyasi istikrarsızlıktı…
Belirsizlik daha önce de vardı, uluslararası “hiçlik” de…
Ama “akmazsa damlardı” yine de.
Şimdi, pandemi de vurdu; tam oyun dışı kaldık…
Avrupa Birliği yarın tirlyon trilyon Euro’larla üyelerini ayağa kaldırırken, biz ne yapacağız?
Bu olasılık sizi ürkütmüyor mu?
Büyük laflarla, önüne geçmek mümkün olabilecek mi “kaçışın”?
Sonra yazarım ne demek istediğimi!
Hatırlatın!

-*-*-

Turizm, üniversiteler ve geleceğimiz…
Bir şeyler yapmak lazım!
Peki yapıyor muyuz?
Hayır, yapamıyoruz…
UBP, gerçekten çok iyi niyetle çalışmaya çalışan bir genel başkanları olmasına ve bazı yetkililerinin “aklımızı başımıza toplamalıyız” diye kendilerini yırtmasına rağmen, durmak bilmeksizin uğraşan genel başkanlarını nasıl yiyeceklerinin hesaplarını yapıyor.

-*-*-

Hükümet ortakları, erken seçimi geçtik; bir önceki koalisyona dönmenin ilişkileri peşinde…

-*-*-

Cumhurbaşkanı, Türkiye’ye laf çakacak diye, “tek yetkili benim, tüm Dünya ile iletişim kurulacaksa, sadece ben kurarım” türküsünü tutturmuş, üzgünüm ama “siyasi ego tatmininde”…

-*-*-

Çok dikkatli çalışma yapılması gerekirken; muhteşem planların yaşama geçirilmesi lazımken; tonlarca büyük laf işitiyoruz; “aksiyon” yani “hareket” göremiyoruz!
Büyük büyük sözler çok ama icraat yok!

-*-*-

Hele dün 20 Temmuz’du, öyle açıklamalar okudum ki, bir ara döviz kurunu kontrol etme ihtiyacı hissettim; sonra Lefkoşa’da arabayla bir tur attım…
Yok, Sterlin neredeyse 9 TL’ydi ve Lefkoşa’da bir bir kapanan dükkanların acı görüntüsü vardı.

-*-*-

Ne istediğimizi bilmenin ve tutarlı siyaset yapmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Zaman, iş yapma zamanıdır.
Zaman, felaketten kurtulmak için planlar, projeler üretme zamanıdır.
Zaman, büyük sözler işitme zamanı değildir…
Zaman, büyük icraatlar görme zamanıdır…
Zaman kişisel hesaplar yapma zamanı hiç değildir…
Ama hepsinden önemlisi zaman; belirsizlikleri ortadan kaldırma zamanıdır.
Veya şöyle söyleyeyim, “BELİRSZLİĞİ” ortadan kaldırma zamanıdır. 
Bunun adı da “Kıbrıs sorununun siyasi çözümüdür.”
Çözümün tek şekli de yıllardır üzerinde çalışılandır!
Ama varsa aklınızda başka formüller, bir an önce buyurun; dinlemeye hazırım…

-*-*-

Sonuç mu?
Bu kadar lafa gerek yoktu aslında.
Neredeyse 900 kelimelik bir yazı pek gereksizdi…
“1974 sonrasını yüzümüze gözümüze bulaştırdık!”
Bu cümleyle de anlatabilirdik meseleyi…
Ve eklerdik: “Çözüm, sadece çözüm! Başka çaremiz yoktur! ‘Ya taksim ya ölüm’dü sloganımız! ‘Ya çözüm, ya ölüm’den başka şansımız olduğunu söyleyenleri gerçekten dinlemek isterim…
Haaaa son bir not: Bu satırların yazarı, eğer gerçekten becerebileceğinize inanıyorsanız, “gerçek taksim”i de çözüm kabul ettiğini defalarca dile getirmiştir… 
Bilmem anlatabildim mi?

Güncelleme Tarihi: 07 Ağustos 2020, 16:41

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER