Yeni saray ve yeni parlamento müjdesi!

Serhat İncirli'nin bugünkü köşe yazısı...

Yeni saray ve yeni parlamento müjdesi!

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gelmeden önce, abartılı bir “medya organizasyonu” yaşadık…

Oysa bir yanda Fahrettin Altun, son derece dikkatli ifadelerle, Yunanistan’ı ve de Güney Kıbrıs’ı kızdırmayacak şekilde; “… Yahu, gelin Kıbrıs’ta iki devletli çözüm bulalım” mesajını verdi ki bu mesaj; “egemen eşit iki devlet” de içeriyor olabilirdi; “federal eşitlik” de içeriyor olabilirdi!

Ve bu haktı, elbette talep edilebilirdi.

Ama öte yandan bir grup insan, inatla ve ısrarla öyle haberler yaydılar, öyle “imkansız” hayaller kurdular ki, TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı; “… İstanbul’u yeniden fethetmeye giden Fatih” gibi gösterdiler…

Ve Erdoğan geldi…

Onlarca farklı yorumda okuduğumuz, yok isim değişikliği, yok Maraş, yok şu, yok bu meğer iki adet inşaatmış!

Yeni bir meclis binası yapılacak ve ayrıca “İngilizlere ait gecekondu” olan Silihtar’daki saray yerine, Kermiya bölgesinde 500 dönüm içerisine “külliye” yapılacak…

-*-*-

Yani, kısa bir cümleyle Erdoğan öncesi yazılanlar ve “müjde” için, nenemin bir sözünden bahsetmek istiyorum: “Kedi yuttu bir yılan”…

Bunu dersem; yine mi hainim?

-*-*-

Haaaa, saraya ihtiyaç var mı?

Evet vardır!

Parlamento binasına da ihtiyaç var mı?

Evet ona da vardır!

Ama nerede?

Ekonomisi sağlam bir ülkede ve kesinlikle “bu şekilde” değil!

Neden bu şekilde değil?

Çünkü, projeyi Türkiye yapmış; Türkiye’de bir mimar üç proje hazırlamış; Sayın Erdoğan birini beğenmiş; 500 dönüm de arazi tahsis etmiş!!!

Şimdi, eğer Ersan Saner gerçekten başbakansa, bu sözler üzerine bence kesinlikle istifa ederdi de… Boş veriiiiin!

Bugün bayram!

Kutlu olsun!

Ne diyelim!

-*-*-

Bu arada aklıma bazı sorular geldi!

Son zamanlardaki gelişmelerle ilgili…

Mesela, “iki rekata bir bisiklet” kampanyası!

Mesela, 24 saat hamaset!

1958’lere dönüş havası estiren “Hainler” kampanyası!

Kısacası, son zamanlarda yaşadıklarımız, “yaşam tarzımızı” değişir mi?

-*-*-

Oğlum ve kızımın yaşları 20’yi geçti ama dün telefonda konuştuk; sordum: “… Babam, iki rekat namaz kılıp bir bisiklet alır mısınız?”

İkisi de soruyu anlamadı!

Biri İngiltere’de, öteki Malta’da!

“Babam delirdi” diye düşündüklerinden eminim!

Ama gerçekten durum şu anda böyledir!

500 dönümü verdik, size bir saray bir de parlamento binası yapıyoruz!

Teşekkürler!

Ersan bey başbakan mıdır?

Evet başbakandır!

-*-*-

Dün ayrıca eczaneye gittim; yol kenarında annesi ile bir çocuk!

Annesi, televizyon programı meselesinde yaşadığım talihsiz tecrübeye çok üzüldüğünü falan söyledi, “… Oğlunuza bisiklet kazandırmak için iki rekat namaz kıldırır mısınız?” diye sordum!

“Oğluma sorun” dedi!

10 – 12 yaşlarındaki çocuğa sordum, “… Benim bisikletim var, namaz kılmayı da bilmem” dedi!

-*-*-

Şimdi, namaz kılana saygısızlık etmek istemem ama dinde “promosyon” da komik geliyor bana!

-*-*-

Yukarıdaki soruyu tekrarlayacak olursam; “… Son zamanlarda yaşadıklarımız, ‘yaşam tarzımızı’ değişir mi?”…

Ve cevap vereyim; “… Hayır!”…

-*-*-

Çocuğuna namaz kıldıracak olan zaten kıldıracak, bisiklete gerek yok!

Kıbrıslıya da bisiklet verip namaz kıldıramazsınız!

-*-*-

Bu arada aklıma geldi; bana ATV alır mısınız?

Yani şimdi size dersem ki; “… Ömür boyu günde beş – yarın sabah bayram ve her Cuma namazı garanti veriyorum, bir yeni Polaris alır mısınız?”

Bu soruya tepkiniz ne olur?

“Rumcudur be bu Serhat!”…

-*-*-

Rüşvet vermek!

Rüşvet almak!

Siz veriyorsunuz masumsunuz da ben bir ATV istedim diye “kafir” mi oluyorum?

-*-*-

Kısacası, insanın dini ve vicdanı özgür olmalıdır.

İbadet, içten gelmelidir.

Değilse, “münafık”lık var demektir!

-*-*-

Peki son günlerde tüm bu yaşananlar bu ülkede bir şeyi değiştirir mi?

Örneğin CTP’ye ciddi anlamda küsen “sol” vardı, “meclisi boykot” bu küskünleri yeniden bağladı gibi duruyor…

Haaa CTP’ye oy veren ciddi sayıda “biatist” yok muydu?

Sanmıyorum!

Yani, “popülizm” açısından CTP’nin de TDP’nin de bir kaybı olacağını düşünmüyorum!

-*-*-

Çünkü sosyal medyada tanıdığım “tepkisever”lere baktığım zaman; CTP ve TDP’yi eleştirenler zaten hayatlarında bu iki partiye oy vermemiş olanlar; “biz meclis oturumuna katılıyoruz” diyen HP’yi eleştirenler ise yine bu partiye hayatı boyunca oy vermemiş olanlar…

-*-*-

Bence, ya da benim edindiğim izlenime göre, “Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti”; CTP, HP ve TDP’ye asla zarar vermeyecek…

YDP ve MP bölünmesi; her ikisinin birden küçülmesini sağlasa da “toplam oylarında sıkıntı yaşanmayacak”…

İlk seçimde baraj sorunu yaşarlar mı?

Erken seçimin “en erkeni” için daha altı ay gibi bir süre var ve bu konuda şu anda yorum yapmak doğru olmaz.

Birkaç anket görüp, o anketleri iyi okumak lazım.

-*-*-

“UBP, belki de tarihinin en ciddi bunalımını yaşıyor” diyebilirsiniz…

Ancak, bence, hiçbir UBP’li; Türkiye ile ilişkileri en iyi seviyede tutmak için çırpınan bir parti liderliğine kızmaz… Ama “saygılı durmak” başka şey; “mevcut seviyede yalakalık” başka şey!

Burada rahatsızlık duyan ciddi sayıda UBP’li söz konusudur!

-*-*-

Peki ciddi sayıda rahatsızlık duyan UBP’li var diye, bu parti oy kaybeder mi?

6 bin 500 UBP üyesi, birkaç kişinin devreye girmesi ile kurultay iptali yaşadı.

6 bin 500 kişi içerisinden bir kişi bile bu iptale ses çıkarmadı, itiraz etmedi…

Yaşananları “iğrenç bir demokrasi felaketi” olarak değil; “aman idrarımı tutamadım, biraz üzerime işedim” seviyesinde kabullenen bir kitle; evet rahatsız olur ama gidip oyunu başka partiye verme olasılığı düşüktür.

-*-*-

Haaaa, CTP tek başına iktidar olsa ne olur?

UBP 50’de 45 yapsa ne değişir?

Hiçbir şey değişmez!

Dün gördük!

Boşuna mı yazdım?

Evet!

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER