60’lı yıllarda topluma hizmet eden bir öğretmenin anıları: Hüseyin Ruso’nun kızından dokunaklı anlatı

Yrd. Doç. Dr. Nazenin Ruso Kandemir’in öğretmenlik geleneğini aktardığı duygusal anlatı. Babasının mücadele dolu öyküsünü ve öğretmenliğin değerini vurguluyor.

Yayın: 17.03.2024 - 22:09

620 kez okundu

60’lı yıllarda topluma hizmet eden bir öğretmenin anıları: Hüseyin Ruso’nun kızından dokunaklı anlatı

DAÜ Toplumsal Duyarlılık Merkezi Başkanı ve aynı zamanda öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Nazenin Ruso Kandemir, geçmişte topluma hizmet eden bir öğretmenin anılarını paylaştı. Babası Hüseyin Ruso’nun 60’lı yıllarda öğretmenlik yaparken yaşadığı deneyimleri anlatan Kandemir, o dönemin zorluklarını ve öğretmenlik mesleğinin değişen yüzünü gözler önüne serdi.

hüseyin ruso
Fotoğraf: Hüseyin Ruso ve öğrencileri

Ruso’nun anlatılarına göre, 60’lı yıllarda öğretmenlik yapmak oldukça zorlu bir süreçti. Özellikle Kıbrıs’taki olaylar sırasında öğrencilere eğitim vermeye devam etmek, savaştan etkilenmemeleri için önemli bir görevdi. Bu dönemde öğretmenlik yaparken aynı zamanda mücahitlik görevini de sürdüren Hüseyin Ruso, zorlu şartlara rağmen öğrencilerine hizmet etmeyi sürdürdü.

Fotoğraf: Hüseyin Ruso(Sağ) öğrencileri ile beraber otobüste

Kandemir, babasının anlattığı öğretmenlik ve mücahitlik maceralarını bugünkü öğretmenlik mesleğiyle karşılaştırarak, geçmişteki şartların ne kadar zorlu olduğunu vurguladı. Ayrıca, kendi öğretmenlik deneyimlerini de paylaşan Kandemir, teknolojinin gelişmesiyle birlikte yaşanan değişimleri ve öğrencilerin bu değişimlere nasıl tepki gösterdiğini anlattı.

Son olarak, Kandemir öğrencilerinin yaşadığı küçük sıkıntıları bile babasının anılarıyla ilişkilendirerek gülümseyerek karşıladığını ve gülmeyi güzel bir şey olarak tanımladığını belirtti. Böylece, geçmişle gelecek arasında köprü kurarak, değerli bir öğretmenlik geleneğini sürdürmenin önemine dikkat çekti.

Hüseyin Ruso’nun kızı olan ve kendi de öğretmenlik yapan Nazenin Ruso Kandemir’in bu dokunaklı anlatısı, geçmişin izlerini günümüze taşıyor ve topluma hizmet etmenin, öğretmenlik mesleğinin kıymetini bir kez daha hatırlatıyor.

Orijinal Metin:

60 lı yıllarda Topluma Hizmet veren bir Öğretmenin Anıları (Nazenin Ruso)

Babam bana gülümsüyor, bende öğrencilerime………

Zamanla, gözlemlenen değişimlerle birlikte öğretmenlik mesleğinde de birçok değişmeler oldu. Şanslıyım çünkü 60’lı yıllarında öğretmenlik yapmış bir eğitimcinin emekli ilkokul öğretmeni Hüseyin Ruso’nun kızıyım ve o yıllarda topluma hizmet vermek için ne şartlarda görev yaptıklarını biliyorum, dolayısı ile her zaman şükretmeyi de biliyorum. ‘Bugün sabah topuklu giydim 3 saat üst üste ders yaptım ayaklarım şişti, çok yoruldum baba’ dediğimde babam bana gülüyor ve susuyor, neden güldün diye sormuyorum çünkü neden güldüğünü biliyorum. Neden mi gülüyor? Yazımı okuduktan sonra cevabı siz verebilirsiniz.

Bize öğretmenlik hayatınızdan, yaşadıklarınızdan bahsedermisiniz?

1941 Lapta’da doğumluyum. 1960 yılında Öğretmen Koleji’nden mezun olarak göreve tek öğretmenli 6 sınıflı Vasilya (Karşıyaka) İlkokulu’nda, başladım. 21 Aralık 1963 olaylarında okullar kapatıldı ama ben gönüllü olarak Temros İlkokulu’nu öğrenciler savaştan psikolojik olarak etkilenmesin, vakit geçirsin diye 23 Nisan 1964’e kadar görevim olmadığı halde açık tuttum. 23 Nisan’da dağ düştü ve mücahitlik görevime dağın düşmemiş kalan St. Hilaryon bölgesinde devam ettim. Dağda mücahitlik yaparken Fota’da (Dağyolu’nda) öğretmen ihtiyacı oldu ve oraya atandım. Fota’da öğretmenlik görevimin yanısıra mücahitlik görevimi de sürdürdüm. O tarihte bekardım ve lojman verilmiyordu. Askeri birliğin çadırında kalıyordum. Çadırın içerisinde sadece tek direkli küçük bir yatak vardı, başka hiçbirşey yoktu. Banyo yapmak için izin günlerimde Lefkoşa’ya Çarşı Hamam’ına gidiyordum. Yemek ihtiyacımı ise sadece günde bir defa öğlenleri askeri birlikten karavana’dan gideriyordum. Bu durum 3 yıl sürdü. Köy okulu 2 sınıf idi ama Şillura’dan, Denya’dan ve Ayvasıl’dan gelen göçmen çocukları ile camiyi de okul olarak kullanmak zorundaydık. Fotadan ayrılınca terhis oldum ve 67 sonrası Hamitköy’e atandım, servis olduğu için artık Lefkoşa’dan Hamitköy’e gidip gelmeye başladım, 6 sınıflı toprağı Zemin Baraka şeklinde bir okulda 2.5 sene çalıştım. Şubat tatilinde Arçoz (Yiğitler)’ e atandım, bir dönem de orada görev yaptım ve bu süre zarfında hergün Lefkoşa’ya gidip geldim. Arçoz sonrası Köşlüçiftlik Şehit Tuncer İlkokulu’na atandım. Kılık kıyafet çok önemliydi, takım elbisesiz traşsız okula gitmezdik, müdür de müfettişler de sürekli bizi teftiş ediyorlardı. Mesela liseye giderken şapka takmamız da zorunluydu. Sonrasında Şehit Yalçın’da devam eden öğretmenlik hayatım emekli olarak ayrıldığım Alsancak İlkokulu’nda son buldu.

Peki eskiden öğrencilik hayatınız nasıldı?

Eğitim hayatım da aynen öğretim hayatım gibi 6 sınıflı  ama tek öğretmenli Lapta İlkokulu’nda başladı. Çok soğuk günlerde arkadaşlarımızla okula odun taşırdık ve sınıfımızın ortasına ısınmak için odun yakardık. Öğretmen hepimize yetişemediğinden yaşı büyük öğrencileri küçüklere ders vermek için görevlendirirdi.Okulun bahçesi 3 bölüme ayrılmıştı ve burda çalışıyorduk.Çiçek bahçesinde her çeşit çiçek yetiştirirdik, sebze bahçesinde kış sebzeleri, fidan bahçesinde de narenciye, dut, ceviz, badem gibi çeşitli fidanlar yetiştiridik. Öğretmenimiz müfettiş kontrolü altında bunları satarak okulumuzun kırılan cam gibi ihtiyaçlarını giderirdi. Eğitimimiz tam gündü, öğretmenimiz öğlen okulu kitlerdi,eve giderdik yemek yer dönerdik, kantinimiz yoktu.

Babam kantinimiz yoktu deyince hemen kendi anılarıma döndüm. Ben ortaokula giderken bazen öğretmenimiz tenefüse bizi geç bırakırdı ve kantinde cheeseburger kalmazdı, bende cheeseburger hastasıydım, başka birşey alıp yemek zorunda kalırdım ama eve gelip cheeseburger yiyemedim bugün diye söylendiğimde, öğrenciyken okulunda kantini olmayan babam yine gülerdi, birşey demezdi ama gülerdi…..

Bende DAÜ’de 27 yıldır ders vermekteyim. Öğretmenlik bizde aile mesleği gibi, ablam da öğretmen. Hafta sonları ailemi görmeye gidiyorum. Online dersler, WhatsApp grupları, projeler çok vaktimi aldı bu hafta çok zorlandım diyorum onlara, babam yine gülüyor…….Ama niye gülüyor çok iyi biliyorum, artık sormuyorum…..

Babamın anlattıklarını yeni nesillerin tahmin etmesi güç, bazen öğrencilerime geçmişteki eğitim şartlarına dair bir örnek paylaşıyorum mesela ‘eskiden elektrik mi vardı diyorum’ önce şaka mı yapıyorum diye bakıyorlar, gerçekleri söylediğimi anlıyorlar.

Bazen internet koptu diye derste öğrencilerim dünya sanki başlarına yıkılmışçasına şikayet ediyorlar bende onlara gülüyorum. Kısacası babam bana gülüyor bende öğrencilerime gülüyorum. Dönüşümlü olarak birbirimize gülüyoruz……Gülmek güzel şey

Yrd. Doç. Dr. Nazenin Ruso Kandemir

DAÜ Toplumsal Duyarlılık Merkezi Başkanı

Yorum Yaz

Yorumunuz minimum 10 karakter olmalıdır. (0)

Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş Yap